Sayfalar

8.5.09

Suya Düşen Egolar

“Arada bir balık tutmak isterim. Önce yemlerim sonra tutarım.
Zevki tadarım.
Balığı suya geri atarım. “

Sıradan bir günün ardından şehrin herhangi bir tepesinde otururken çocuğun biri söyleniyordu bunları.
Tanımadığım insanların yanına oturuşum ilk değildi.
Ve
Yanından ayrılıp gideceğim son kişi de olmayacaktı elbette.

Hep dikkatimi çekmiştir. Belki de insanların rahatına düşkünlüğünün ve onları tetikleyecek bir sebep olmadan düzene giremediklerinin ispatı gibi gelir. Kocaman bir bank ve yayıla yayıl oturan insan, bankı ortalamış. Yanına birinin oturmasını bekler daha usturuplu oturmak için. Minibüslerde de aynısı geçerlidir. Yanımıza biri gelmeden köşeye çekilmeyiz. Oysa biliriz ki yanımız hiç boş kalmayacak. O şanslı kişi gelecek ve biz de biraz kendimizi yan tarafa kaydırmak zorunda kalacağız.

Çocuk, yanına birini oturmasını istercesine bankın en köşesine oturmuştu. Zor olmadı onu konuşturmam.
Salçama yeteneğinin en işe yarar tarafı bu olsa gerek. İnsanı uyuşturucu etkisi vardır. Karşınızdaki sıkılmadığı sürece ve siz yorulmadığınız sürece zararı da yoktur. İki farklı sonuç doğurur aslında. Saçmalıklar karşı tarafı güldürür ve eğlendirir ya da kafasını karıştırır. İkisi içinde siz saçmalamayı zaman zaman seven ve yapan biri olarak her zaman eğlenirsiniz zaten.

Kendisiyle, başkalarına belki de alaycı gelebilecek sohbetimi seven çocuk samimiyetimi anlamış olsa gerek bana da aynı tarzda cevaplar verince keyfim daha da yerine gelmişti. Yaşıtlarımla bile bu kadar iyi anlaşamıyordum yeri geldiğinde. Bu elbette çocuğun başarısıydı ve onda egodan eser yoktu; egoya ihtiyaç duyacak bir yaşantısı da olmadığı gibi.

Hayat zordur. Yaşamak, hayata kalmak gerekir ve bunu başarmak da o çocuk için en büyük önceliktir. Ekonomik durumunun kötülüğü her halinden belli oluyordu. Onla konuşurken aklıma “balık verme balık tutmayı öğret” klişesi gelse de o benden önce davrandı. Yüzme bilmediğine, ilk defa İstanbul ‘da büyük su kütleleriyle karşı karşıya geldiğini –her ne kadar deniz dese de- ve hayalinin bir kayıkla balık tutmak olduğunu söyledi.

“Balık tutmasını biliyor musun ki? İyi bir balıkçı olman için önce akarsularda bu işe başlaman gerekir.” dediğimde ise son noktayı koyuyordu. Bende unutulmayacak bir etki bırakan o sevgi dolu sözler..

Bir çocuk için su kenarında oynamak en güzel anlardan biridir kuşkusuz. Her gün televizyonda gördüğü, bizlerin her an görebileceğimiz ve bizim için son derece basit olan bir şeyin çocuk için ne kadar özenilesi bir şey olduğunu fark ediyorsunuz.

Her şeyden önemlisi ise saf sevgiyi görüyorsunuz. Balık tutmak istemek ve tuttuğu balıkları tekrar suya geri atmak. Bir çoğumuz anlık hırslarımızın kurbanı olurken bir çocuk bize hayat dersi veriyor.

0 yorum:

Yorum Gönder