Hayat mı çok aksiydi yoksa aksilik taksilerde miydi? "İşte aksi hayatlar takside buluşuyor!"
Arkadaşlarla bir gece çıkışındayız. Saat 12 yi geçmiş hayat yeni başlamasına karşın aile baskısı, okul hayatı, düzenli uyku saati, NBA maçım var ayakları ve "abi otobüs yok 12 den sonra" serzenişleri arasında dönüş kararı almış, başımızdan geçecekleri bilmeden evin yolunu tutmuştuk. İki kız arkadaşımızı, bir erkek arkadaşımız arabasıyla bırakacak, geriye kalanlar da bize emanet olacaklardı. Bizler -3erkek-, emanetler -3kız-.
Hepimiz anadolu yakasında oturmuş olup aynı yolun insanları moduyla birbirimize daha çok kenetlenmiş, bir arada olmanın verdiği muziplikle espiriler havada uçuşur, yol kenarında çöpleri toplayan amcaların garip bakışlarına maruz kalırdık.Pek insan yoktu sokakta, havanın soğuk oluşu ve Fenerbahçe 'nin şampiyonlar ligi maçının da etkisiyle caddelere olan talep azdı.
"Caddelerde rüzgar aklımda aşk var, gece yarısında eski yağmurlar..." favori şarkımızdı. Otobüs durağına çok yaklaşmıştık ve okulda başladığımız gün tekrar okul durağında son bulacaktı. Okul durakları her zaman dolu olur. Bizim okulun köprüden önce son durak olmasının etkisi de bunda önemli yer tutar tabii.
Saat ilerliyor otobüs gelmiyordu. Evi anadolu yakasının Kocaeli 'yle buluştuğu noktada olan arkadaş mızmızlanmaya başladıkça kızlar gülme krizine, bizler ise arkadaşı takmaz moda girmiştik. Umursamaz tavrımızı sürdürmeye devam ettirdikçe "biriniz konuşun yaa" diyerek mızmız arkadaş bir anda kahkahaya boğulmamıza sebebiyet veriyordu. O zamanlar Bağlarbaşı semalarında oturan ben, "Oğlum -olm- saçmalama lan bize gideriz, rahat ol" diyerek olaya soğuk kanlılık getirmeye çalıştıysam da, İstanbul 'da ilk yılını geçiren arkadaşımız yüzünü ekşitmiş bir şekilde derin düşüncelerdeydi. Biz çok keyif alıyorduk, otobüs gelmese o durakta otursak sabaha kadar. Otobüs gelmek bilmiyordu. "Abi dedim ben.Motorla geçecektik Üsküdar 'a." O saatte çekilemeyecek kadar mantıklı bir cümleydi aslında... Anne-baba telefonları çalmaya başlayınca saatin ilerlediğini hissedebiliyorduk. Arabasıyla 2 kız arkadaşımızı bırakan yiğit genç arkadaşımız telefon ederek, "olm nerdesiniz msn'de sizi bekliyorum manyak bir şey oldu çabuk" dediğinde saat 3'ü bulmuş acilen bir taksi çevirmenin çoktan zamanı geldiğini fark etmiştik.
İstanbul 'da yolda kalmak kadar zevkli bir şey yoktur. Bilmediğin yerlere gitmek, cesaretli olmak, çevreyi öğrenmenin en kesin yoludur. "Ya bulamazsam, adres ya yanlışsa, off kim uğraşacak şimdi" demeyin. Her türlü evinize dönersiniz. Korkmayın!
Bu konu hakkında seminer verirken arkadaşımı rahatlatamıyordum.İkna kabiliyetim iyi olmasına karşın anladım ki arkadaşım bana güven sorunu yaşıyordu ve biraz büyük şehir korkusu sarmıştı. Ona anlayış göstermemek elde değildi elbet.
Biz bunları konuşurken minik bir taksinin önümüzde durduğunu farkettim. İlk defa Leon marka bir taksi görüyordum. Modelini hemen tanıdım çünkü Leon sportif kıvrımlarıyla beğenimi kazanmış bir model olmasının yanında isminin bende uyandırdığı çağrışımlarla ayrıca sevdiğim, sempati duyduğum bir otomobil olmuştur -ne filmdi be!.. izleyin tavsiyemdir-. Yağmur kendini hissettirmeye başlarken gelen bu taksi oldukça sevindirmişti bizi. Mızmız arkadaşımın eve gitme umudu çoktan yok olmuş, bizde kalacağı gerçeği çoktan su üstüne çıkmıştı.Evimin konumu gereği rahat tavrımın vermiş olduğu uyuşuklukla bir an durakta tek başıma kaldığımı görür oldum. Kızlardan tıfıl şarışın olanı -o zaman iriydi biraz- "Erman!" diyerek beni "höh noluyoruz" moduyla tekrar kendime getirmişti. O anda ne olduğunu anlayamasam da herkesin taksiye sığıştığını görmüş, kendimi yapayalnız hissetmeme engel olamamıştım. Ben de o taksinin içinde olmalıydım. Peki ama nasıl?
Arkayı 5'lemekle hata mı yaptık?
Taksi küçüktü önde iri yarı, şoför muhabbeti hastası, espiri makinası, caddelerin abisi arkadaşımız önü kapmış, taksicinin aynayı görememe tehlikesine karşın uyarılarına maruz kalmaktaydı. Önde şansımı daha fazla zorlamak istemedim. Tek çare kalmıştı ne pahasına olursa olsun ben arkaya oturacaktım ve sanırım bu sefer aynayı göremeyen taksici amca - kendisine amca dememizden çok hoşlanmıştı (: - arkayı göremeyecek, yağmurdan görüş açısının da iyi olmamasıyla riskli bir yolculuk bizleri bekliyor olacaktı. Dışarıdan mülteci havası veren bizler içeride hava almakta zorlanıyorduk. Her şeye rağmen ben ilk ineceğim için en son benim binmem sanırım en hayırlısıydı. "Aşk işini biliyor,işini biliyor..." adlı şarkıyı içinden mırıldanan kız arkadaşımızı duyan ve bir gariplik sezen taksici amca "Allah bilir çocuklar" diyerek olaya noktayı koymuş, kafa sallayarak onaylamaktan başka çaremiz olmadığını o anda hissetmiştik. Aslında çok matrak adamdı ama biz sanırım artık yarın için sakladığımız enerjiyi de tüketmiş, bünyemiz artık oksijensiz solunumun doruğuna varmıştı. Sonunda köprüye gelmiştik. Trafik yoktu ama yerlerdeki su birikintilerinini tekerlekle buluştuğu anda çıkan ses bir an gözlerimi açmama sebep olmuştu. Bacaklarımı kıpırdatamıyor, ayaklarımı göremiyordum. Kapıya yüzümü dayamak zorunda olmam "yağmuru izleyen çocuk ne de duygusal" havası katsa da, ne yaşadığımı "Allah bilir çocuklar" diyen amcayı anmakla açıklayabilirim sanırım.
Her şey güzel gözüküyordu aslında. En azından her geçen dakika sıcak yataklarımıza daha da yaklaşıyor, önde taksici amcayla muhabbeti ilerleten iri arkadaşın sesini her duyduğumda ben indikten sonra ekibi sarıp sarmayalacak, koruyacak birinin olacak olması beni rahatlatmıştı. Diğerleri ise balkondan fırlatılan mendil gibi kıvrım kıvrım düşmüşlerdi.
O arabanın arkasına 5 kişi nasıl oturduk bilemiyorum. Yaşanır cinsten.Kimimiz kıvrılmış kimimiz koltuğa 90 derce açıyla iki bacağı üst üste gelecek şekilde yerden tasarruf edebilmemizi sağlamıştı. Bunların hiç biri benim kapıyla sarmaş dolaş olmamı engellemiyordu.
Kapı yerlerde!
Köprü üstünden geçerken kapı ayrılır ve ben kapıya yapışık şekilde yere gideceğimi düşündüğüm bir anda bir elin kuyruk sokumuma yakın yerden beni çektiğini ve benim de sol kolumun önde oturan iri arkadaşın boynuna takıldığını biraz olsun hatırlayabiliyorum. Taksici amca da olayın şokuyla ne yapacağını anlayamaz bir şekilde köprünün üstünde arabayı durdurmayı denese de bizimkiler devam etmesini istedi ve sonunda gişelere girmeden sağdaki alanda durduk. Kızlardan biri ağlamaya başlarken diğerinde ifadesiz bir surat vardı. Ben ise herkesin yüzüne baka kalmışken, bir kaç dakika ne diyeceğimi bilemedim. Olaydan yara almadan kurtulduğuma inanamıyor, köprüde kapının savrulurken çıkardığı ses kulaklarımdaki kalıcılığını sürdürüyordu.
Ben kendime gelmiştim. En azından ayağa kalkıp yürüyebiliyordum. Ve sonra yoldan geçen bir başka taksiye bindik. Bu sefer ayrılmıştık. Ben ikinci grupta kalmıştım.Daha sonra biz de başka bir taksiyle olay yerinden ayrıldık.
Ucuz atlatmıştım. Neyse ki kimse zarar görmemişti. Bazen fazla cesaret ve ihmal başımıza olmadık dertler çıkarabiliyor. O günden beri bu olay arkadaşlar aramızda geyik konusu olurken, atlattığımız tehlikenin farkında olmamak elde değildi.
Sonu iyi biten her tehlike hep en iyi anılar arasındadır ya; işte bu da benim için öyle. "Vay be" dedirtecek geçmişiniz size sohbet ortamlarında artı değer katabilir. Her ne kadar ciddi bir tehlike olsa da yaşadığım o gece aklımda güzel bir anı olarak kalacak...


0 yorum:
Yorum Gönder