Sayfalar

7.10.08

Fiyunk Fuyunk!

Sonbahar geldi çattı. Ani hava değişimleri ile gardroplarımız bu aralar çatışma halindeler.Son bir haftada dışarıya çıkarken uzun düşünmelerden sonra giyinirken doğru seçimi yapmaya en çok yaklaştığım anda ben yine yanılıyorum. Ya tirtir titreyerek eve dönmek zorunda kalıyorum ya da tüm gün elimde bir mont, ceket vs taşımak zorunda kalıyorum. Bu hava değişimi de bizlere bir değişimin zamanın geldiğini söylemekteydi. Artık t-shirtler tek başına kullanılamaz olurken, gömlekler uzun kola geçiş yaparken; beyaz spor ayakkabılarımızın yerini koyu renkli, yağmura dayanıklı, ‘kat’iyen su geçirmez abla’ ayakkabılara bırakıyordu.

Değişimin geldiğini anlayabiliyoruz. Sorun ise o günün hava koşulları bizim gardrop koşullarıyla nasıl örtüşecek sorusuydu. Bulutların hareketlerini inceleyerek, depremi bile anlayabilen insanlar varken benim havanını durumu hakkında tutarsız saptamalarım hayli utanç verici. Yazı sevmemen en güzel nedenlerinden bir tanesi de budur: Giyinmesen de olur!


Bugünlerde kendimi türbülansa girmiş uçak gibi hissetmemin bulutların ani renk değiştirmesinin etkisi büyük. Caddelerin vermiş olduğu gaz, gençlik ateşiyle birleşince üşütmek içten bile değil. Kötü olan genelde sabah uyandığınızda solunum yollarınızda beliren değişimlerdir. Burnumuzun dikine giderek giyilen ince elbiselerin sonucu olarak artık burunlarımızı kaybetmişizdir. Rezidans kurmak isteyen arkadaşlara karşı vermiş olduğum mücadelede en yakın dostlarım selpaklar. Kağıt mendil demeye dilimin varmadığı beyaz renkli yumuşak dokusu olan bu yardım sever, çevre dostu sümük savarlar biraz olsun hayata bağlanmamı sağlasalar da her dakika burnumun akıyormuş hissi uyanması, ya selpağım biterse korkusu ayna karşısında geçirilen zamanla birleşince ıhlamurun ice ‘lisinin çıkmasını daha çok istiyorum.

Ateşim olsun burnum akmasın istiyorum!
Güneşli bir gün, yıldızlı bir geceyle sonlansın istiyorum.
Kışın dondurma yemek isteyen çocukların önü kesilmesin istiyorum!

0 yorum:

Yorum Gönder