Capital dergisinin 3 ayda bir çıkartığı gençlere yönelik eki olan Genç Capital'i takip etmeye çalışırım. En çok ilgimi çeken ve artık yavaş yavaş ilgimin kaybolduğunu hissettiğim kısım ise Akın Öngör'ün "Ceo'dan öneriler" köşesiyle öğrencilerin sorularını yanıtladığı bölümdü. Bu kısmın ilgimi çekmesinin nedeni Akın Bey'in vereceği cevaplardan çok öğrencilerin bir dergide yer alan bir köşe için hazırlanıp sordukları sorulardı. Sorular ne kadar ilgi çekici olursa Akın Bey de o kadar kendisini gösterebilirdi!Öyle ya sorunuzu mail atıyorsunuz ve seçilecek mi yoksa seçilmeyecek mi bilmeden bekliyorsunuz. Sorunuz dergide yer alabilecek kadar iyi mi ve alacağınız cevap sizi tatmin edecek mi bilmeden. Genellikle unutuyor olmalısınız. 3 ayda bir yayınlanan ve her sayıda 4-5 sorunun yayınlandığı bir köşe için kendi sorunuzun cevabını görme olasılığınız hayli düşük. Hem matematiksel olarak düşük hem de yayınlansa dahi sizin onu takip etme ihtimaliniz. Dergide yer verilen soruların da tüm bu beklentiler ışığında sizin daha önce düşünemediğiniz konularda olmasını umuyorsunuz ister istemez.
Sorunuzu yanıtlayacak kişi Akın Öngör. Üst düzey bankacılık deneyimi yaşamış, başarılı bir iş adamı. Fikirlerini önemseyeceğiniz bir kişi kısaca. Öyle bir soru sorun ki, Akın Bey'in tecrübelerinden işinize en çok yarayanı alın. Her seferinde merakla açıyorum o sayfaları ve ne yazıkkı altını çizebileceğim satırlar okuyamaz oldum...
İşte bir soru:
Öğrenci arkadaşımız önce bölümünü ve sınıfını yazarak soruya giriş yapıyor.
"Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Almanca İşletme Enformatiği 3. sınıf öğrencisiyim..." Twitter'da bölümünden bahsetmesi oldukça zor olsa gerek (:
Soru devam eder..
"..Bölümümü ve okulumu çok seviyorum ve iyi bir alanda eğitim aldığımı düşünüyorum."
diyerek kendisi hakkında detaylı bilgi sunup, mümkün olduğunca işine yarayacak bir cevap almanın peşinde. Bu denli önemsenerek yazılan bir sorudan sonra bir okuyucu olarak beklentiniz yükseliyor. Sorusundan sonra sanki şu tarz bir düşünceye kapılacakmışım gibi geliyor: 'Bölümünü seven biri bile böyle söylüyorsa artık..' ama ne yazık ki öyle olmuyor.
Şimdi soru:
"..Gayet başarılı bir öğrenciyim. Aynı zamanda birçok sosyal kulübe üyeyim ve aktif olarak organizasyonlar da düzenliyorum. Ancak okul programımız ve derslerimiz gerçekten çok yoğun. Özellikle son dönemde derslerimizin de ağırlığı nedeniyle sosyal ve kültürel aktivitelere istediğim kadar vakit ayıramıyorum. Bunlardan vazgeçmek de istemiyorum. Çünkü beni çok mutlu ediyor..." diyerek içini döken arkadaşımızın derdi anlaşılıyor.
Arkadaşımız büyük bir ikilemde. 3. sınıf öğrencisi olarak -bölümünü biliyorsunuz zaten- karar veremediği konu derslerinin yoğunlaştığı bu dönemde kulüp aktivitelerine ara verirse başarılı ama sosyal olmayan biri mi olurum diyor!..
Soru son buluyor:
"Sizce nasıl bir sistem oturtmalıyım, nasıl bir zaman yönetimi yapmalıyım? Yoksa bir süreliğine bu aktivitelerden tamamen vazgeçmem, sadece derslere odaklanmam daha mı doğru olur?"
Arkadaşımızın sormak istediği kısaca şu:
Avrupa Yakası ile Yaprak Dökümü aynı saatte. Avrupa Yakası'na gülerek ailecek izleyebilirken, Yaprak Dökümü'ndeki Ferhunde'den vazgeçemiyorum. Özellikle dizilerin sonlarına yaklaştığımız ve heyecanın giderek arttığı bu dönemde, bu iki diziyi sizce reklam aralarında dönüşümlü mü izlemeliyim yoksa Avrupa Yakası'na daha çok ağırlık verip, Yaprak Dökümü'nün kitabını mı okumalıyım? Nasıl bir zaman yönetimi yapmamı önerirsiniz?
Akın Bey de ortalama bir cevap vererek -olması gerektiği gibi- zaman yönetimi çok önemli, kültürel ve sosyal faaliyetleri de ihmal etmemek gerek anlamına gelen sözcüklerle cevaplamıştı bu soruyu.
***
Olayın dergi kısmını ve dergide okuyucunun okumak istediği soru tipi nasıl olmalı konusuna değindiğimi sanıyorum. Şimdi biraz sorulan soru hakkında konuşayım.
Sosyal olduğunuzu dile getirmeyin. "Ben sosyalim" demek yerine igilendiğiniz faaliyetlerden doğrudan bahsedin. Önemli olan bunu karşı tarafa hissettirmektir. Özellikle üniversite öğrencilerinin sahip olduğu dar bir düşünce de sosyallik ile üniversite kulüplerini haddinden fazla ilişkilendirmektir. "Ben sosyalim" diyorsanız "abi adam harbiden sosyalmiş vay be!" dedirtmelisiniz. Sosyal olduğunuzu belirttikten sonra karşı tarafa sunacağınız en zayıf örnek üniversite kulüplkerinde aktif olduğunuzu söylemektir. Bu şuna benzer: 3 büyük futbol takımımızın Barcelona'ya 'Bak Barcelona ben çok iyi bir futbol takımıyım. En son birkaç gün önce HarmonikHareketspor'u 4-1 yendik.'
Bu eleştirimin bir dergide yazılı olarak sorulcak soru için ağır olabileceğinin farkındayım. Belki yazı dilinde en kestirme direk "başarılı olduğum kadar sosyalim de" anlamını doğrudan vermek istemiş olabilir. Ben dergi kısmına hafif bir dokunuş yapıp, ondan bağımsız "SOSYALİM BEN" olgusunu ele alıyorum.
Sosyal olmak adına yapılan en basit, en sıradan ve en işe yaramaz konu kulüplerdir. Kulüplerde aktif olduğunuzu söylemekle kimseyi tatmin edemezsiniz. Günümüzde herkesin en kötü bir kulübün kıyısınsan geçtiğini düşünürsek ve siz sosyal olduğunuzu iddia ettiğiniz bir anda verdiğiniz örnek kulüp olursa, üniversiteden önce sizi hayata bağlayan ilkokuldaki öğrenci kolları olduğunu kabul etmiş olursunuz bir anlamda!
1) Doğrudan "sosyalim ben" denmemeli
2) Kulüplerde proje lideri olmadıktan sonra hiç bahsetmeyin. Kulüp etkinliklerindan başka anlatacaklarınız olmalı.
Son olarak 3. sınıf öğrencisinin Akın Öngör'e soracağı sorunun daha stratejik olması gerektiğini düşünüyorum. Arkadaş ortamında arkadaşlarınla paylaşarak çok rahat çözüm getirilebilecek bir soruyla dergide yer kaplamak da ayrıca bir sorun. Ben olsam bu soruyu doğrudan kendim cevaplar Akın Bey'e bile iletmezdim(:
Sosyal olmak için sosyal olmayın. Kalıplardan kurtulun. "Başarılıyım ama ot değilim yani. Bak kulüplerdeyim." kılişesini gerilerde bırakın artık. Konuşma tarzınızla, anlattıklarınızla, karakterinizle ve yaptıklarınızla sosyal olduğunuzu dışa vurursunuz.
Kendinizi aşın!


0 yorum:
Yorum Gönder