Kahvaltımızı alıp masamıza kurulduk. Güneşin kendini göstermediği bir gün olmasına karşın bulutsuz bir gökyüzü teselli ikramiyesi gibiydi. Kapalı hava sendromu yaşayanlar için zor geçen günlerdi son zamanlar. Ben ve kardeşim cam kenarında oturduğumuz için açık otoparkın bir anda nasıl dolduğunu konuşmaktan kendimizi alamamıştık. Bazen metropolde yaşadığımı unutturacak kadar kendimi yalnız hissettiriyor olmalı bu boğuk ve bulutlu havalar bana.
Onca insanı görüyorsunuz sizle birlikte aynı ortamda kahvaltı ediyorlar. Evlerinde kahvaltı edecekken sizin gözünüzün önünde haşlanmış patateslerini yiyorlar. Sanki bir anda birçok mutfak birleşmiş gibi. Oysa kimse aslında evinde olduğu gibi değil.
Kahvaltıyı yaptığımız yerin karşısında çocuklar için oyun parkı var. Genelde aileler rahat kahvaltı edebilmek için çocuklarını buraya bırakıyor. Çocukların karnı tok olmalı! Masamızda otururken ister istemez iki önümüzde oturan aileye odaklandım. Çocukları bir türlü anne, baba ve kardeşini rahat bırakmıyor ve oradan oraya koşturarak huzursuzluk çıkarıyordu. En sonunda mızmız bir şekilde hafif ağlamaklı ebeveynlerinin ve kardeşinin oturduğu masaya geldi.
Çocuk: Anne, beni bindirmiyor sallancağa. İtti beni düşürdü…
Anne: Neden düşüyorsun (kızgın bir şekilde bağırarak). Düşmeyeceksin. Sen de onu itseydin. Sümsük sümük dolaşma yaa!
Sanırım annenin haykırışlarını ve çocuğuna öğütlerini kahvaltı eden herkes duymuştur. Duyduklarıma inanmak istemedim. Annemle göz göze geldik ve bir anda donduk. Yaşadığımız bir çevrede bu olanlara şahit olmak gerçekten üzücüydü. Sanırım masum çocuk daha da üzülesi.
Hoşgörünün olmadığı, karşındakini hep alt etmeye dayalı bir topluluk mu oluyoruz diye sormadan edemedim. İnsanlara hep önyargıyla yaklaşan, çevresine kapalı bir toplum ve hep kuşkucu, bencilliğin haddini aşan bir toplum!
Resmi ise eskiden sokaklar da ne kadar özgürce, düşe kalka ama dostça oynadığımızı hatırlatması açısından seçtim...


2 yorum:
Bu tür olaylara ben de karşıyım böyle fevri hem de toplum içinde fevri davranmak üstelik bir çocuğa bağırmak çok çirkin. Yine de o anneyi ya da babayı artık o bağıran her kimse.. Yaşadıklarını biz bilemeyiz ya da sorunlarını, içinde bulunduğu şartları ya da ya da sıkıntılarını vs.
Bekara karı boşamak kolaydır hesabı ahkam kesmek kolay ancak işin içine girmeden kişileri kınamak bence doğru değil..
"sana vurana sen de vur" zihniyetine olan tepkimi yazmak istedim. çocuğa bağırılmasından ve yaşanan olayın ayrıntısından ziyade vurgulanmak istenen konu bu zihniyettir..
çocuğa neden bağrıldı değil, çocuğa neden hoşgörü, sevgi duyguları verilmiyor? Konumuz bundan başkası değildir.
nazik ve çok değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum.
Yorum Gönder