Yağmur altında iki saat ıslanmak dünyanın ne kadar hızlı değiştiğine dair derin düşüncelere dalmamı sağladı. Bir an düşündüm. Her insanın hayatında böyle kritik dönüm noktaları vardır. Benimkisi ıslanmak! Hayatım artık daha anlamlı. Dünyanın ne kadar hızlı değiştiğini sırılsıklam olmakla anladım ve tabii ki benim dünyaya ayak uydurmakta ne kadar yetenekli olduğumu da. Değişim ve farklılık adına...Mevsimler değişiyor. “İyi güzel değişsin; farklılık iyidir. “ diyebilirsiniz. Kim istemez Uludağ ‘da piknik yaparken yangın çıkmasını! Sahillerimizde teleferikle gezmeyi? Sonra, haksızlık yaptığımı anladım. Marjinal olmak için doğanın düzenini bozmaya hakkım yoktu hele de bir toplum gönüllüsü olarak.
Yadırgadım kendimi. Utandım, ezildim ve biraz da büzük hissettim kendimi. Şunu belirteyim: Asla yerin dibine girmem (:
Başım eğik vaziyette ve biraz buruk şekilde odamdan kalkarak mutfağa doğru süzüldüm. Acıkmış olabilirdim. Mantıklı düşünememem bundan olmalı diye kendimi avutuyordum içten içe. Mutfaktaki mandalinalara gözüm ilişti…
O anda okula gitmeyeceğimi, evde yalnız olduğumu ve mutfakta rahatça takılabileceğimi fark ettim. Bu rahat çalışabilmem adına önemliydi. Mutfağın genetik yapısıyla rahatça oynayıp sonra annemin işten gelip o mutfakta harikalar yaratması ilk defa olacak bir şey değildi elbet.
Ne yesem diye düşünmekteyken az önce düşündüğüm gariplikler kafamı meşgul etmekte ısrarcı davranıyorlardı.
Mandalinalar… Yıllarca portakalın altında ezilen, yer yer grayfurtla kutsal ittifak kurup evlerimize girmiş, narenciyenin piyonu olmuş ezilmiş ırk!..
Doğa bize emretmişti. Yangın çıkarmak için yazı bekleyin, kar altında mahsur kalmak için ise kışı! Her sene alışık olduğumuz görüntülerin farklılaşması. Mesela yazın sahillerde Rus turistlerin bir karpuzu ortadan iki ye bölüp –sonra daha küçük dilimlere tabii- “şapur şapur” yemeleri yeterince ilginçken neden bir turisti sıcak kumlara uzanmış vaziyette, bir tabak dolusu mandalinayı kabuklarından ayırıp hüpletirken görmeyelim? Fantezi olarak algılanmasını istemem(: ama böyle görsek kıvırcık saçlı magazin muharibimiz mandalinaları süzerek sunumunu yapsa: “İşte mandalina yiyen turist kızlar” “Yıllarca törkiş kebapla beslenen turist kızların turunçgillerle olan yakınlaşması!” “Çiftçiye müjdeli haber!” “Rusya ‘ya ihracatımızı artıran yuvarlak altın parçası!” “Ruslar tercihini yaptı!” “Rıusların güzellik sırrı” Mandalinanın popileritesi artsa. Mandalina diyetleri başlasa. Mandalinalı kek, pasta tarifleri televizyonları süslese…
Böylece annelerimizin evde kışın yaprak dökümü izlerken mandalina yemeleri için bir sebep daha çıkmış olur ve mandalinayı karışık meyve sularına zorla sokan üreticiler, mandalinanın hak ettiği yere gelmesinde kendilerine düşen görevi yapmaları sağlanmış olur.
Mandalinalar aç bir gencin iştahını bastırılmasında kullanılan bir piyon olmamalı!
“Uzanmışım Kumsala Yemişim Mandalina” adlı müzik albümü yapılarak konser gelirlerinin mandalina üreticilerine verilmesini öneriyorum.
Bir mandalinanın naneden neyi eksik!


2 yorum:
yahu mandalinaya hayran kaldım:)
evde deniycem:=)
mandalin hatta ((:
Yorum Gönder